All posts in Genel

Tek Çocuk

TEK ÇOCUK

 Tek çocuklu aile sayısı her geçen gün artmaktadır. Gerek sosyo-ekonomik nedenler gerekse ailelerin birden fazla çocuğa yeterli ilgiyi gösterememe kaygıları tek çocuklu aile sayısının artmasına neden olmaktadır.

Tek çocukla yetinen aileler genellikle çocuk sahibi olmaya fazla değer veren ve çocuk yetiştirme konusunda kaygıları olan ailelerdir. Bu aileler çocuklarının gelişim dürtülerini engellememeye, zihinsel ve psikolojik gelişimlerini desteklemeye önem verirler. Bu kaygıyla çocuklarını çok koruyup kollama, ortaya çıkabilecek her türlü problemde kendilerinde bir hata arama eğiliminde olabilirler. Bu da çocuğa uygulayacakları disiplinde dengesizliklere yol açabilir. Örneğin çocuğun her isteğini karşılamaya çalışmak, tüm kararları çocuğa verdirtmek büyük sorunlara neden olabilir. Çünkü çocuklar kendi ihtiyaçlarının karşılanmasında diretseler de bir şekilde sınırlandırılmaya ihtiyaç duyarlar. Davranışlarına, yaşlarına uygun sınırlar getirildiğinde daha huzurlu, daha yaratıcı olurlar. Her konuda kendi istedikleri olsun, kendileri karar versin isterler ama bu kararların ya da davranışların sonucunun sorumluluğunu almaya hazır olmayabilirler. Bu da çocuğun başarısızlık yaşamasına ve  “sen istedin böyle oldu” gibi suçlanmalara neden olabilir.

İlk üç yılda bütün çocuklar tek bir kişinin sürekli ilgisine muhtaçtırlar ve mümkün olduğunca anne ile temaslarının yoğun olması önemlidir. Bu dönemde çocukların bu tek kişilik yoğun ilgi ihtiyacı karşılanabilirse; bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirirler. Ancak üç yaşından sonra tam bir sosyalleşme ve birey olma dönemine girilir. Yuva gibi sosyal bir kuruma gitmek bu dönemde çocuğun sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için önemlidir. Eğer çocuk böyle bir kuruma gidebilirse, yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olma, oyun oynama ve yaşantıdan deneyim kazanma ihtiyacı  karşılanabilecektir. Ancak çocuk üç yaşına gelmiş olmasına rağmen hala sadece yeşitkinlerle birlikte oluyorsa, çocuklarla zaman geçirme fırsatı verilmiyorsa, bu durum çocuğun sosyalleşmesini ve yaşıtlarıyla sağlıklı ilişkiler kurabilmesini geciktirebilir. Çocuk paylaşmayı, beklemeyi, dinlemeyi, kurala uymanın önemini ve bir gruba ait olmanın keyfini en etkili çocuklarla yaşadığı deneyimde öğrenebilir.

Tek çocuklu ailelerde çocuk için ayrılan özel zaman,  çok çocuklu ailelere göre ister istemez daha fazladır. Aileler zamanlarını iyi organize ederlerse çocuğun her tür psikolojik ihtiyacını karşılamaları için gerekli fırsatı bulabilirler. Tek çocuk olmanın belki  de en önemli avantajı budur.

Anne ve babanın söz birliği içinde ortak bir disiplin anlayışı geliştirmeleri şarttır. Çocuğun istenmeyen bir davranışı bir ebeveyn tarafından engellenmeye çalışıldığında diğer ebeveynin müdahale edip çocuğun bu davranışını sürdürmesine izin vermesi, hem çocuğun kuralları öğrenememesine , hem de anne-baba arasında çatışmalara neden olur. Bu ise; sorun yaşanmasına neden olan çocukta,  suçluluk duygularına neden olabilir.

Tek çocukların ilerideki yaşantıları nasıl etkilenir?

Tek çocuk olarak ben-merkezciliği pekiştirilen, ilgi merkezi olmaya alıştırılan; her ihtiyacı, hiç geciktirilmeden karşılanan, sosyalleşmesine fırsat verilmeyen bir çocuk aynı ilgiyi ilerideki yaşantısında da isteyecektir .

Girdikleri sosyal ortamlarda, okulda, işte, yakın ilişkilerinde aynı ilgiyi göremediklerin de, öncelikli konuşma ve karar verme hakkı onlara verilmediğinde hayal kırıklığı ve öfke yaşayabilirler, çevrelerine agresif davranabilirler ya da tam tersi olarak yeterince sevilmeye değer olmadıklarını düşünüp içe     kapanabilirler.

Doyumsuz olabilirler, çabuk bıkarlar, mutlu olmaları birçok koşula bağlı olduğundan kolay mutlu olamazlar, paylaşmakta zorluklar yaşayabilirler.

Sosyal ortamlarda kabul görmeyebilir, dışlanabilirler.

İhtiyaç ve isteklerini başkalarının istek ve ihtiyaçlarıyla çakıştığında erteleyemezler.

Sürekli anne-babasıyla ya da ailedeki diğer yetişkinlerle olmaya alışan çocukta güven gelişimi de olumsuz etkilenir. Başka ortamlarda da kendine güvenemez, anne-babaya bağımlı kalabilirler. Bu da, yetersizlik duygularına ya da her ortamda ayrıcalıklı olmak istemelerine neden olabilir.

Sadece yetişkinlerle birlikte olan çocuklar, kendilerine yetişkinleri model aldıkları için kendilerinden beklentileri yüksek olabilir ve mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olabilirler. Bu ise, en ufak hatalarında mutsuz olmalarına ve başaramama endişesine dönüşebilir, yeni şeyleri ve durumları deneme konusunda, başaramama korkusuyla çekingen davranabilirler.   Eleştiriye tahammülsüz olabilirler.

Okulda ve iş yaşamında sebatsızlık ve uyum sorunları olabilir.

 

ÖNERİLER

 

Tek çocuğa; öncelikle tek çocuk olarak değil, çocuk olarak davranmalı.

Anne ve baba söz birliği içinde ortak bir disiplin anlayışı geliştirmeli.

Yaşına  uygun kurallar koymalı; bu kurallar kararlılık içinde uygulanmalı. Çocuk kurala uymanın keyfini, bundan yaşayacağı kabulün mutluluğunu yaşayabilmeli.

Beklemeyi, sabretmeyi öğretmeli; her istediğini anında karşılama çabasına girilmemeli,gerekli olduğu düşünülen  istekleri karşılanmalı. İsteklerinin yaşına ve ailenin koşullarına uygun sınırları olması sağlanmalı.

Üç yaşından sonra yaşıtlarıyla ya da başka çocuklarla bir arada olması sağlanmalı. Yuvaya gönderme imkanı yoksa bile çocuğu olan ailelerle görüşüp, çocukların bir arada olmasına, oyun oynamalarına, arkadaşlıklar kurmalarına fırsat verilmeli.

Çocukla  iyi iletişim kurulmalı. Kendisini yalnız ya da mutsuz hissettiğinde anne ve babasını duygularını anlatabilecek kadar  kendisine yakın hissetmesi sağlanmalı.

Yapabileceğinden fazla şey beklenmemeli. Hep mükemmel olmaya çalışmak çocuğu yorar ve başarısızlık korkusunu artırır.

Çocuğa söz hakkı verilmeli. Ama bu, tüm kararları çocuğa aldırmak şekline dönüşmemeli. Uygun karar alternatiflerini sunarak, çocuğun birisini seçmesi istenmeli. (örneğin; bu oyuncak arabayı alamayız, paramız yetmiyor ama bu uçağı ya da gemiyi alabiliriz gibi)

Bireyselliğinin gelişmesi  desteklenmeli. Giyinme, soyunma, yemek yeme, temizlik gibi her türlü özbakımını yapmasına fırsat verilmeli. Evde sorumlulukları olmalı, büyüklerine bağımlı olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılaması için desteklenmeli.

Anneanne, babaanne gibi aile büyükleri genelde çocukların ben-merkezciliklerini pekiştirici şekilde davranırlar.  Onlara mümkün olduğunca ve kibarca engel olunmalı, anne-babanın  kuralları doğrultusunda hareket etmeleri sağlanmalı.

 

Unutulmamalıdır ki, bütün bu sorunlar aslında sadece tek çocuk olduğu için değil uygun olmayan anne-baba tutumları söz konusu olduğu için yaşanan sorunlardır.

 

More

Sınav Kaygısı

SINAV KAYGISI

 Kaygı nedir?

Kaygı, herhangi bir stresli durumda yaşanan duygudur ve yaşamın doğal bir parçasıdır. Yaşanan kaygı düzeyi, sınava hazırlığı ve sınavda gösterilen performansı etkiler ancak bu etki performansa olumsuz yönde yansıdığında “sınav kaygısı” bir sorun olarak karşımıza çıkar. Eğer sınav sırasında bir boşluk yaşıyor, tüm bildiklerinizi unuttuğunuzu hissediyor ve kendinizde bazı fiziksel değişimleri fark ediyorsanız; sınavdan sonra, serbest bir ortamda ve rahatlamış olduğunuzda sınav sorularını cevaplayabiliyorsanız ve gerçek performansınıza da bu sebeple ulaşamadığınıza inanıyorsanız sınav kaygınız var demektir.

Sınav Kaygısının Nedenleri

Zamanı iyi kullanamama,

Kötü çalışma alışkanlıkları,

Beklenti düzeyi,

Mükemmeliyetçi yaklaşım,

Görev ve sorumlulukları erteleme,

Başarısız olma ve olumsuz değerlendirilme korkusu vs..

Sınav Kaygısının Etkileri

Öğrenilen bilgiler olumlu transfer edilemez.

Okuduğunu anlama ve düşünceleri organize etmede zorluk yaşanır.

Dikkatte bir daralma ve azalma olur.

Zihinsel beceriler zayıflar, bilgilerin hatırlanması engellenir.

Öğrencinin performansı azalır.

Fiziksel rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.

Sınava hazırlanırken, bütün güçlerini ortaya koymaya çalışan öğrenciler,  bir koşturmaca içerisine girerler. Belki çok çalışırlar, belki de çalışmayı çok isterler. Ancak akıllarından geçen “Ya kazanamazsam…”, “Zaten kazanamayacağım.”, “Çalışmam anlamsız.”, “Şimdi birçok öğrenci kim bilir ne kadar çok çalışıyordur, başarıya ne kadar yaklaşmıştır”, “Ben ne yapsam boş.” düşüncesine o kadar inanırlar ki çalışma konusunda isteksizleşebilir, hatta baştan pes edebilirler.

Tüm bunların sonucunda, bu öğrenciler potansiyellerinin çok altında başarı gösterirler. Çünkü var olan potansiyellerinin çok altında başarı gösterirler. Çünkü var olan potansiyellerini kullanma fırsatını bulamazlar, onlar “geçmiş” ve “gelecek” arasında savrulmaktan bugünü gereği gibi yaşamazlar.

Sınav Kaygısının Sebep Olduğu Duygular   

  • Endişe
  • Huzursuzluk
  • Öfke- Kızgınlık
  • Korku
  • Ümitsizlik
  • Mecburiyet
  • Hayal Kırıklığı
  • Mutsuzluk
  • Tedirginlik

Yararsız Düşünceler

 Sınava hazır değilim ki!

Bu bilgiler çok gereksiz ve saçma. Nerede ve ne zaman kullanacağım ki?

Sınavlar niye yapılıyor, ne gerek var?

Bu bilgiler gelecekte benim işime yaramaz?

Sınava hazırlanmak için gerekli zamanım yok ki!

Ben zaten bu konuları anlamıyorum.

Biliyorum bu sınavda başarılı olamam.

Sınav kötü geçecek.

Çok fazla konu var, hangi birine hazırlanabilirim ki?

Yaşanan bütün bu duygular kaygıyı arttırır ve bu tür düşüncelerin performansa hiçbir yararı olmaz. Olumsuz düşünceler olumsuz beklentilere ve düşük performansa neden olur.

Yararlı Düşünceler

Yapmam gereken nedir? Yapabildiğimin en iyisini yapmamın bana ne zararı olabilir? Ne kaybederim?

Yeterli zamanımın olmadığı doğru, ancak olan zamanımı en etkili şekilde nasıl kullanabilirim?

Tüm materyalleri çalışamasam bile, önemli bölümlere öncelik vererek sınava hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanırım.

Hangi sorular sıklıkla soruluyor, onlardan başlamalıyım.

Takıldığım konularda bilenlere soracağım ve yardım alacağım.

Diğer öğrenciler kadar iyi olmasam da elimden geleni yaparak ilerlediğimi ve daha iyi olduğumu göstereceğim.

Diğer öğrenciler de gergin ve telaşlı. Ben de kendimi kontrol edebilir ve başarılı olabilirim.

Öncelikle kendi iç diyalogunuzda kendi kendinize neler söylediğinizin ve bu ifadelerin duygularınızı nasıl etkilediğinin farkına varmanız ve daha olumlu yaklaşımlarla daha olumlu ifadeler kullanmayı öğrenmeniz gerekmektedir.

More

Mini Mini “1” Olmak

Mini  Mini  “1”  Olmak

İlköğretimle yeni tanışan çocuklarımız için 1. sınıf olmak oldukça heyecanlıdır. Okulöncesi deneyimi ne kadar uzun olursa olsun 1. sınıf olmanın hissettirdikleri çok farklıdır. Heyecan, korku, kaygı ve gurur çocuğun iç içe yaşadığı duygulardır. Anne babalar da bu süreçte en az çocukları kadar hatta belki daha yoğun olarak bu duyguları yaşarlar. Okula geldiğiniz ilk gün bu süreçle ilgili hissettiğiniz kaygıları çocuğunuza hissettirmemeniz oldukça önemlidir çünkü sizin kaygınız onun kaygısına dönüşür ve çocuğunuz sınıfa girmekte, okula alışmakta zorluk yaşayabilir. Uzun süren vedalaşmalar, annenin çocuktan ayrılamaması da bu durumu tetikler. Okula geldiğiniz ilk gün sıradan bir günmüş gibi davranmak, korkuyu tetikleyecek söylemlerden ve davranışlardan kaçınmak; tutarlı ve kararlı bir tavır içinde olmak; okuldan döneceği veya onu alacağınız zaman ile ilgili doğruyu söylemek ve güvenilir olmak,  rahat bir okula alışma dönemi geçirmenize yardımcı olacaktır. Okuldan geldiğinde; gününüzü anlatmanız, ona gününün nasıl geçtiğini sormanız; ancak çok aşırıya kaçmadan, çok meraklı görünmekten kaçınarak bunu yapmanız gerekmektedir. 1. sınıfta adaptasyon süreci sadece bununla da bitmez; sınıfına, öğretmenine, arkadaşlarına alışmaya çalışan çocuk için akademik beklentiler de zorlayıcıdır. 1. sınıfın ilk döneminde okuma – yazmanın üzerinde yoğun şekilde durulduğundan çocuğunuz güçlük yaşayabilir. Bu nedenle 1. sınıf ile ilgili en önemli kelimenin “sabır” olduğunu söylemek mümkündür. Okuyamadığı/yazamadığı veya yanlış hatalı okuduğu/yazdığı durumlarda eleştirmemek; olumlu gelişmelerin üzerinde durmak gerekmektedir. Kendisini sınayan ve arkadaşlarıyla karşılaştıran çocuk için anne babadan eleştiri almak yaralayıcı olur ve ilköğretime ilişkin algısında olumsuz duyguların gelişmesine yol açabilir. Her çocuğun aynı zamanda öğrenemeyeceği gerçeğinden yola çıkarak, çocuk diğer çocuklarla kıyaslanmamalı ve gelişimi kendi içinde değerlendirilmelidir.  Nasıl ödev yapılacağı da çoğu zaman evde ayrı bir soruna neden olur. 1. sınıf çocuğuna ödev alışkanlığı kazandırırken yanında durarak ödeve yardımcı olmak ancak aşırı müdahaleden kaçınmak gerekir.  Okuldan gelir gelmez ödeve başlanmamalı, henüz oyun çağında olan çocuğa dinlenmesi ve oyun oynaması için zaman tanınmalıdır. Ne zaman çalışmaya başlanacağına çocukla beraber karar vermeli, çocuğa neyi ne zaman yapacağı ile ilgili farkındalık kazandırılmalıdır. Dikkat süreleri kısa olduğundan ve tüm gün okulda benzer çalışmaları yaptığı düşünülerek sık sık ara verilmelidir (Bu ara; meyve yemek, yüzünü yıkamak, 5 dakika gözlerini dinlendirmek gibi dikkatin dağılmasına neden olmayacak ama zihnini dinlendirmesine yardımcı olacak etkinliklerden oluşmalıdır). Ödev yaparken olumlu gelişmeleri fark etmek, anında olumlu geri bildirim vermek ilgisini pekiştirecektir. Yanlışları düzeltilmemeli, kendisinin fark etmesi sağlanmalıdır (“Bir daha bak istersen” gibi). Çocuğun üzerinde gereğinden fazla düşülmemeli, yazılar tekrar tekrar silinip yazdırılmamalıdır.  Böylece çocuğunuz hem ödev yapma, düzenli çalışma alışkanlığı kazanır hem de kendi yanlışlarının sorumluluğunu almayı öğrenir.  Özetlemek gerekirse, 1. sınıf deneyimi sadece çocuk için değil anne baba için de ilk dönem oldukça zor olabilir. Bu süreçte; çocuğunuzun öğretmenleriyle işbirliği içinde olmak, çok kaygılanmadan çocuğunuzun yanında olmak ve desteklemek yeterli olacaktır.

More

Ergenlik Dönemi Ve Özellikleri

ERGENLİK DÖNEMİ VE ÖZELLİKLERİ

İnsan yaşamı boyunca sürekli bir gelişim ve değişim içindedir. Gençlik (Ergenlik) dönemi, belki de bu gelişim sürecinin en önemli evresini oluşturur. Çocukluktan erişkinliğe geçiş olan ergenlik dönemi, bireyde gözlenebilen sürekli bir süratli gelişimini kapsamaktadır.

“Fırtınalı ve gerginlik” dönemi olarak da açıklanabilen ergenlik, hangi toplumda olursa olsun, her bireyin yaşadığı bir evrendir.

Ergenlik evresi içindeki dönemlere bakıldığında, uzmanların büyük çoğunluğu, 12-15 yaş dolaylarını olumsuz bir dönem olarak nitelendirmektedirler. Karşıtlık, dengesizlik olgularıyla nitelendirilen bu dönemden sonra gelen 16-21 yaşları arasındaki dönem ise, olumluluk dönemi olarak kabul edilmektedir.

Ergenlik döneminde otoriteye karşı olma, söz dinlememe, eleştirme, hata bulma gencin tutumlarındandır. Gelişme döneminde anne-baba tarafından bazen çocuk, bazen yetişkin gibi algılanan çocuk, ne zaman ne şekilde davranacağını bilemez. Gelişmekte olan bedenine, cinsel ve duygusal gelişimlerine ayak uyduramaz, “kimlik karmaşası”na düşebilir. Yetişkin baskılı ve disiplinli davranmaktan çok, gence karşı sevgi gösteren, güven veren, önemseyen ve değer veren bir tutum içine girmesi onun kimlik geliştirmesini kolaylaştıracaktır. Ergen, birinin karşıtı ikizli duygular dile getirebilir. Yetişkinin uzaktan denetimine ihtiyaç duyar. Aynı zamanda anne-babanın en yetişkinin güvenini kazanmaya, kendine güvenilen bir insan olmaya ihtiyaç duyar. Kendisine güven duyulmaması onda kaygı yaratır.

Ergenlik döneminin temel özelliklerinden biri olan güvensizlik, ergenin atılgan, gösterişçi ya da çekingen bir birey olmasına sebep olabilir. Bu evrede ergen, başkalarının kendisi hakkında verecekleri hükümler konusunda aşırı derecede duyarlıdır.

Ergen bu dönemde kişilik arayışları içindedir, arkadaş gurupları değişebilir.

Ergen kendisi ile çok ilgilidir. Ayna karşısında dakikalarca vakit harcayabilirler. Kararsızdırlar, elbise seçimine ve giyimine önem verirler. Kendilerinin özgür bırakılmalarını isterler. Ebeveyne isyankar tutum içine girebilirler.

Bu dönemde okul başarılarında düşme olabilir.

Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi, çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir.

Genç, ana-babasına güven duyduğu ölçüde, sorunlarına onları da ortak eder ve böylelikle çözümü kolaylaştırmış olur. Diyalogun çocukluk yıllarından bu yana kopuk olması, gençlik döneminde gencin ana-babasıyla zıtlaşmasına, kutuplaşmasına sebep olabilir. Zaman içinde genç gibi, ana – babası da, birbirlerinin varlıklarından rahatsız olmaya başlarlar.

Kuşaklar arası çatışmaya sebep olan diğer etkenlerin başında, büyümeyle yeni olanaklar edinen ergenin kendini yetişkin olarak kabul ettirme çabası gelir. Ergen bu yolla kişiliğini kabul ettirmeye çalışır. Davranışlarından dolayı kendisine çocuk muamelesi yapılan genç, sık sık isyan eder.

Aile için de ergene yöneltilen farklı tutumlar, ergenin dengesizlik ve kararsızlığını artırırlar. Örneğin, bir gün: “Sen daha çocuksun, bunu bilmezsin!” diyen bir yetişkinin, bir başka gün: “Kocaman bir adam oldun, hala bilemiyorsun!” şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir sebeptir.

Ergenin görüş ve düşüncelerini hiçbir zaman bir tebessüm, ya da alaylı bir gülüşme ile karşılanmamalı, ya da kendisine “Bu konular hakkında sen ne bilirsin ki?”, “Onları düşünebilmek için daha çok küçüksün!” gibi sözler söylenmemelidir.

Eğer ergen, evde kendi gücünü kanıtlayacak bir girişimde bulummuşsa, bu faaliyetini sürdürebilmesi için kendisine cesaret verilmelidir. Ergenin ilk girişimleri uygunsuz ve başarısız bile olsa, tavır değişmemelidir. Bu işlemde ana-babanın sabrı gerekebilir.

Anne-babalar, öncelikle bu evrenin, gelişim gereği, geçici bir bunalım dönemi olduğunun bilincinde olmalıdırlar.

Bunun yanında; anne-babalar objektif, dengeli, sabırlı ve kuvvetli olmaya özen göstermelidirler.

Ergeni başkalarının önünde eleştirmemeye, davranışlarını başkalarıyla kıyaslamamaya özellikle dikkat etmelidirler.

Ergenin artık bir çocuk olmadığının, sözle ve davranışla hatırlatarak, onun için gerekli olan destek ve güveni sağlamalıdırlar.

Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve düzenli bir iletişim kurarak diyalogu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak, en akıllı çözüm yolu olmaktadır.

 

More

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

(DEHB)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu günümüzde, neredeyse her sınıfta bir tane öğrencide görülen bir bozukluktur. Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite ya da ikisinin bir arada görüldüğü Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olarak üç şekilde kategorize edilebilir. Bu bozukluğun olduğu çocuklarda, sadece dikkat problemleri, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik (kendini kontrol edememe, içinden geldiği gibi davranma) konularında değil akademik bir takım problemler de görülmektedir. Bu durum, davranışla ilgili olan sıkıntıların yanı sıra, okul problemlerini de gündeme getirmektedir.

Hiperaktif çocuğu diğerlerinden ayrıcı birtakım özellikler vardır. Bunlardan en tipik olanlar, unutkanlık (kitabını, defterini unutma), sınıfta gezinme, sık sık etrafını rahatsız edici davranışlarda bulunma, sakarlık, öğretmeni sık sık sorular sorarak zorlama, amaçsız aşırı hareketliliktir. İlkokul 1. kademede rahatsızlık genelde hiperaktivite şeklinde kendini gösterirken, 2. kademe dikkat eksikliği ön plana çıkmaktadır.

Bu Çocuğa Nasıl Yardım Edilebilir?

Ailenin ve öğretmenin bilgi sahibi olmaması, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda önemli bir problemdir. Aile bunun bir bozukluk olduğunu kabullenmede güçlük yaşar ve sorunu erteler. Sorun ertelendiğinde, ergenlik çağına gelmiş ve sigara/madde kullanımı olan, riskli davranışlar sergileyen (hızlı araba kullanma, antisosyal davranışlar, yaralanma, polisle problem yaşama) kişilerle karşı karşıya kalma ihtimalimiz artar.  Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar ileriki meslek hayatlarında da ciddi sıkıntılar yaşarlar. Çok sık iş değiştirme, otoriteden emir almaktan hoşlanmama, verilen işi istenen sürede yapamama, konsantre olamama gibi durumların yanı sıra suça eğilim de önemli bir problemdir. Bu anlamda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olduğundan şüphelenilen çocuğun tespiti ve bir uzman tarafından tanı konup, tedaviye başlanması son derece önemlidir. Ailenin ve öğretmenin tutumları var olan durumu şiddetlendirebilir. Bu noktada, ailenin ve öğretmenin çocuğu yaramaz, tembel, beceriksiz ve işe yaramaz olarak düşünmesi, yaptığı davranışları her zaman olumsuz değerlendirmesi farkında olmadan durumu şiddetlendirecektir.

 Okulda Yapılması Gerekenler

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar, duygusal, sosyal, gelişimsel ve öğrenme zorluklarıyla karşılaşabilirler.  Öfke ve agresyonları yoğundur. Ancak şunu unutmamak gerekir, aşırı hareketli olmak ve dikkatlerini yoğunlaştırmada zorluk yaşamak, çocukların ellerinde olmadan yaptıkları davranışlardır. Öğretmenin ve ailenin yaklaşımı bu anlayış çerçevesinde olursa, çocukların uyumu kolaylaşır. Peki hep olumsuz olarak görülen bu durumun artıları var mıdır?  Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olan çocukların güçlü yanlarını vurgulayarak uyum sürecini kolaylaştırabiliriz. Güçlü yanları,  görsel yeteneklerinin baskın olması, canlılıkları ve dayanma güçlerinin fazla olması, üreticilikleri ve aktivitelerde başarılı olmaları (özellikle spor dallarında) olarak sıralanabilir. Öğretmen, çocuğun bu özelliklerini olumlu yönde pekiştirip geliştirebilir.

Son olarak, çocuğa Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulduğunda, anne baba tutumlarının düzenlenmesi, terapi, gerekli olunan durumlarda ilaç kullanımıyla yaşanabilecek sıkıntılar minimum düzeye indirilebilir. Öğretmenin, çocuğu tanıması, ona fırsat tanıması, özelliğine uygun olarak davranmasıyla çocuk, topluma kazandırılacaktır.

More

Çocuk Sağlığına Oyunun Katkıları

ÇOCUK SAĞLIĞINA OYUNUN KATKILARI

Oyun, çocuğun fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesine fırsat vererek toplum içindeki sosyal rolünün, özdeşiminin ve kendini diğer bireylerden ayıran özelliklerin farkına varmasını sağlar. Çocuk oyun sırasında kendisini ve çevresiyle ilgili bilgileri ifade etme olanağı bulur.

Oyun, çocuğa kurallara uymayı, sorumluluk almayı, işbirliğini ve diğer insanlara saygılı olmayı öğretir. Ayrıca girişimci olma, tehlikeyi göze alma, karar verme ve problem çözme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olan önemli bir unsurdur. Bunların yanı sıra, oyun sırasında çocuğun kendisine güvenini geliştirme, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, kendi kendine yeterli olabilme gibi nitelikler kazandırır.

Oyun, çocuğun dikkatinin yoğunlaştırılması ve bunun sürdürülmesine olanak sağlar. Oyun sırasında dikkatini bir noktaya toplama deneyimleri yapan çocuk bunu günlük yaşantısına da aktaracaktır.

Oyun oynayan çocuk, zaman ve mekan kavramlarına ait bilgileri çok doğal bir ortam içinde öğrenir. Grup oyunlarında bekleme, devam etme, başlama, bitirme, gibi durumlar zaman kavramının yaşam içinde özümlenmesini sağlar. Ayrıca, bahçede, sınıfta değişik köşelerde yapılan etkinlikler de mekan kavramının gelişimini destekleyici niteliktedir. Bunların yanı sıra, çocuk oyun içinde oyun materyallerini değişik durumlarda kullanarak, renkleri birbirine karıştırarak, nesneleri bir kaba doldurup boşaltarak materyallerin niteliksel ve niceliksel özellikleri hakkında bilgi edinir.

Oyun ortamı çocuğun güven duyabileceği şekilde düzenlenmelidir. Çocuğun yetenekleri ilgileri ve gelişim düzeyi doğrultusunda, fizik ve zihin gücünü geliştirebilecek bir düzenleme yapılmalıdır. Çocuğun kapasitesi göz önünde bulundurularak ne aşırı uyarıcı yüklü, ne de potansiyelini kullanabileceğinden az uyarıcılı olmalıdır.

Çocuklar, kendi kendilerine ya da arkadaşlarıyla oynarken, yaş ve cinsiyetleriyle ilişkili olarak, zihinsel ve fiziksel özelliklerine göre oyuncak seçerler. Çocuklar cinsel kimliklerinin bilincine vardıkları dört yaşından itibaren cinsiyet tipli oyuncakları seçerler.

Materyale Ait Özellikler

Değişik amaçlar için kullanılabilecek çok fonksiyonlu olmalıdır.
Çocuğun ilgisini çekecek renk, boyut ve yapıda olmalıdır.
Dayanıklı, sağlam olmalıdır.
Çekici olmalıdır. Bu dikkati yoğunlaştırma ve hayal gücünü motive edici bir özelliktir.
Çeşitli gelişim alanlarını birden destekleyebilecek zengin uyarıcıları içermelidir.
Çocuğun farklı deneyimlerine fırsat vermek için, oyun materyalleri hem gerçek hem de bunların minyatürü olan iki boyutlu örneklerden seçilmelidir.
Materyalde yenilik özelliği de önemlidir. Sürekli aynı materyalde oynayan çocuk için materyal çok fonksiyonel olsa bile ilk cazibesini kaybeder. Bu nedenle materyallerin belirli zamanlarda değiştirilmesinde yarar vardır. Çocukların yararlanabilecekleri oyun materyallerini aşağıda belirtildiği gibi gruplandırmak mümkündür.

1- Büyük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; Tırmanma aletleri, itme ve çekme aletleri, büyük toplar, yuvarlanma minderleri, bloklar, bisiklet.
2- Küçük kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; çeşitli renkli kağıtlar, makas, dikiş panoları, boncuk, ip, boş kutular.
3- Duyu ve kasların gelişimini destekleyen oyun materyalleri; Farklı özelliklerdeki dokunma panoları, yıkanabilir, kırılmaz bebekler, ses çıkaran oyuncaklar
4- Belleği çalıştıran, problem çözme becerisini geliştiren oyun materyalleri; Yap-boz, takmalı, sökmeli oyuncaklar, ip ve boncuk, halka, anahtar, kilit, ayna, büyüteç, mıknatıs, boncuklu hesap tahtası, kitaplar.
5- Dramatizasyon materyalleri; Mesleklere özgü giysiler, takılar, mutfak malzemeleri, temizlik malzemeleri, kuklalar
6- Duyu ve düşünceyi açığa çıkaran üretkenliği geliştiren oyun materyalleri; boya kalemleri, tebeşir, fırça, kum, hamur, kil, tahta, çekiç, çivi, müzik aletleri, artık materyaller.

Çocuklarımıza Oyun ve Oyuncak Seçerken Dikkat Etmemiz Gereken Noktalar

Oyuncak kutusunda kilit olmamalı, ya da kendiliğinden kapanan ama çocuğunuza zarar vermeyecek bir mekanizma bulunmalı.
Oyuncaklar çocuğun yaşına uygun olmalı.
Kolayca kopup, çocuğun ağzına atacağı küçük parçaları olmamalı.
Sivri uçları, kesici kenarları olmamalı.
Parmaklarının sıkışabileceği ek yerleri olmamalı.
Gözlerine zarar verebilecek çıkıntıları olmamalı.
Çocuğunuza uygun büyüklükte ve ağırlıkta olmalı.
Zehirsiz boyalarla boyanmış olmalı.
Oyun değeri olmalı ve sadece yıkıcı deneyler yapmak için kullanılmamalı.
Oyuncaklar düzenli olarak gözden geçirilmeli, hasarlı ve kırık olanlar atılmalı.

Dış alanlarda:

Oyun alanının tabanı yumuşak, etrafı çitle kaplı olmalı.
Oyun alanından zehirli bitkiler temizlenmeli.
Oyun araç ve gereçleri yere güvenli bir şekilde sabitlenmeli.
Bozuk paralar, kibrit, çakmak, sigara izmariti oyun alanında olmamalı.
Mutfakta oyuncak bulunmamalı.

More

Aile İçi İletişim

 

 İletişim, karşımızdaki kişilerle çok yönlü bir mesaj alışverişidir. Bu mesajlar sözlü olabileceği gibi, sözel olmayan biçimlerde de karşımızdakilere iletilebilir. Mesajlarımızı karşımızdakilere iletirken mimiklerimiz, jestlerimiz, diğer bir deyişle, vücut dilimiz, iletişimimizin çok önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.

 Araştırmalar verilmek istenen mesajın % 65’inin sözel olmayan yollarla( beden dili, mimikler vb.), % 35’inin ise sözel biçimde iletildiğini göstermektedir.

 Etkili İletişim İçin Neler Gereklidir?

 Etkili İletişim İçin;

 1- Saygı Duymak: Karşımızdaki kişilere saygı duymak onların varlığını kabul etmek, önemli ve değerli olduklarını hissettirmek, olduğu gibi benimsemek anlamını taşır.

 2- Doğal Davranabilmek: Abartıdan uzak, olduğu gibi davranmaktır.

 3-Empati: İletişimin belki de en önemli öğesidir. Bir anlamda, dış dünyayı karşımızdaki kişinin penceresinden görmeye çalışmaktır. Kurulan bu duygu ortaklığı, iletişimi güçlü kılar.

 4-Etkin Dinleme: İyi bir dinleyici, iletişim kurduğu kişinin yalnız söylediklerini değil, yüzü, eli, kolu ve bedeniyle yaptıklarını da dikkat eder, çünkü yüz ifadeleri, el ve kol hareketleri, bedenin duruş tarzı, sesin tonu gibi sessiz mesajlar kullanarak da, iletişim kurulur. Etkin dinleme dinleyenin, anlatılanı yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu yüzden bu yöntem en sağlıklı iletişim yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Aile İçi İletişim

Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Nasıl Olmalıdır?

 Her aile sağlıklı ve başarılı çocuklar yetiştirmek ister. Sağlıklı çocuklar yetiştirme bilinci gelişen teknolojiyle olumlu yönde gelişirken ne yazık ki başarı beklentisi giderek artmakta çocuk adeta erken büyümek yaşından büyük sorumluluklar almak durumunda kalmaktadır. Çocuklarına mümkün olduğunca iyi bir gelecek sağlamaya çalışan anne-baba onları iyi okullarda okutmak için varını yoğunu ortaya koyar tüm özverisini çocuğuna verir. Ancak çocuğun sağlıklı bir kişiliği nasıl geliştireceği üzerinde fazlaca düşünülmeyen bir konudur. Aslında hayatta her şey başarı değildir. Önemli olan çocuğun içinde bulunduğu dönemi sağlıklı yaşayabilmesi ve sağlıklı bir kimlik oluşturabilmesidir.

Çocuğun yaşadığı dönemlerin özellikleri dolayısıyla ihtiyaçları birbirinden oldukça farklıdır. Çocukluk döneminde anne-babayla uykuya dalmak isteyen çocuk ergenlik döneminde böyle bir isteği talep etmeyecektir. Yine anne-babasıyla gezen çocuk ergenlikte değil anne-babasıyla gezmek arkadaşlarıyla birlikte iken ebeveynleriyle karşılaşmayı dahi istemeyecektir.

 Dolayısıyla çocukla iletişimde çocuğun yaşı, cinsiyeti ve kişilik özellikleri oldukça önem taşımaktadır.

 Çocuk aileyi yansıtır. Aile içindeki bireylerin kişilik yapısı çocuğun kişiliğini şekillendirir. Yani aile iletişim becerilerini kullanamıyorsa çocukta iletişim becerilerini kullanamaz. Dolayısıyla çocuk hem ailede hem de sosyal çevrede sürekli çatışma içine girer. Anne babasının kendisini dinlediğini gören çocuk önce, kendisine değer ve önem verildiğini, kabul edildiğini, buna bağlı olarak da sevildiğini düşünür. Aynı zamanda çocuk duygularını ifade etme olanağı bulduğundan “anlaşıldım” duygusunu yaşar ve rahatlar. Bu durum, hem benlik saygısının artmasına, hem de kendisini dinleyen kişiye yakınlık duymasına neden olur. Bu sağlıklı mesaj akışı çocuğun ailesiyle bağını güçlendirir ve iletişimin devamını sağlar.

 Etkin dinlemede ebeveyn çocuğun kendi başına düşünmesine yardım eden kişi rolündedir. Sorumluluk çocuğa bırakılmıştır. Ebeveyn sadece çözüm bulma konusunda ona yardım eder.

 Çocuklar dinlenmemeleri ve ciddiye alınmamaları konusunda aşırı duyarlıdırlar. Dinlenmediklerini hemen fark ederler. Uzun süre dinlenmeyen çocuklar savunmaya geçebilirler, işbirliğine yatkın olmazlar ve içlerine çekilebilirler.

 Israrlarına rağmen annesinin kendisini dinlememesi üzerine ellerini ısıran çocuk örneği vardır. Çocuklar çoğunlukla dinlenmeme nedeniyle çalma, saldırganlık, kendine zarar verme davranışlarıyla “Lütfen beni dinle. Duygusal bir kırıklık yaşıyorum, dikkatini bana ver” mesajını iletmektedirler.

 İletişim Engelleri Nelerdir?

 Çocuklarla ebeveynlerin kurmuş oldukları iletişim bazen sağlıklı iletişimi zorlayan engellerle dolu olabilmektedir. Bazı örnekler verecek olursak;

 Sıklıkla Emir Cümleleri Kurmak

Yaşantımızı gözden geçirerek kurduğumuz emir cümlelerini yakalamaya çalışalım. “Kalk, yüzünü yıka, sütünü bitir, dişlerini fırçala, ağzın doluyken konuşma, ödevini bitir, televizyonu kapa, büyüklerinle konuşurken sesini yükseltme, öğretmenini dinle…….” gibi uzayan emir sözcüklerini yakalamamız zor olmayacaktır. Adeta askerlik eğitiminin hepimizin bildiği “yat!-kalk!-sürün!” kalıbı gibi sürekli emir veren insanlar haline gelebiliriz. Oysa askerlikteki itaat hayati önem taşıdığı için asker yat emrinden sonra kalk emri gelene kadar başka bir davranıma geçmemek durumundadır. Çocuklarımızın korkudan söyleneni yapmasını değil kendisi için gerekli olanı düşünmesine ve bulmasına yardımcı olmalıyız.

 Gözdağı Vererek Konuşma Biçimi

“Okulunu bitirmezsen sana para mara yok”,” ödevini bitiremezsen televizyonu unut” ,”sütünü içmezsen cüce kalırsın”, “terliksiz dolaşırsan hastalanırsın” gibi. Bazen işimizi kolaylaştırmak için bir davranışı bitirmesini koşula bağlayabilir ya da gözdağı vererek korkutarak istediğimiz davranışı yapmasını sağlayabiliriz. Televizyon izlemesini istemediğimiz halde onu şarta bağlayarak daha da çekici hale getirebiliriz. Ayrıca korku, boyun eğme, itaat etme davranışı oluşturabilir ya da “deneme” isteğini tetikleyebilir. Gücenme, kızgınlık, öfke ve düşmanlık duygularının oluşmasına neden olabilir.

 Sürekli Öğüt Verme, Çözüm Önerileri Getirme

“Senin yerinde olsam plan yaparak çalışırdım”, “sütünü bitirdiğinde boyun uzayacak”,”bak sana bir öneri vereyim” gibi cümleler kurabiliriz ve bu konuşma biçiminin çok yararlı yapıcı olduğuna inanırız. Öncelikle düşünmemiz gereken söylediğimiz şeylere acaba benim mi ihtiyacım var sorusunu cevaplamak sonrada istenmeden verilen öğütlerin, yardımın yararlı olmadığını gözlemleyebilmektir. Aksi takdirde bu yaklaşım çocukların anneye babaya bağımlı hale gelmesine sebep olabilir. Ayrıca kendi çözüm yollarını oluşturmasına katkı sağlamayacaktır.

 Sıklıkla Yargılamak, Eleştirmek

“Sen zaten tembelin tekisin”,”zaten başarsaydın şaşardım”,“yine mi bitiremedin” gibi cümleler kurmak yetersiz, aptal hissetme duygularına neden olabilir. Çocuğun olumsuz bir yargıya hedef olma ya da azarlanma korkusuyla iletişimi kesmesine yol açabilir ya da çocuk yargı ve eleştirileri gerçek olarak algılayabilir (Ben kötüyüm!) ya da karşılık verebilir (Siz de daha mükemmel değilsiniz!). Bu iletiler çocuk üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler çocuğun benlik saygısını düşürür. Çocuklar hakkında yapılan olumsuz değerlendirmeler çocuğun kendisini değersiz, yetersiz görmesine neden olur.

 Çocuğu Sürekli Övmek

İstendik davranışı yapması durumunda çocuk yerli yersiz her ortamda övülebilir. “Çok güzel……..”, “Bence harika bir iş yapıyorsun…..”Bu durumda çocuk ailesinin beklentilerinin çok yüksek olduğunu düşünebilir ya da kaygı hissedebilir.

 Genel inanç olarak bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Çocuğun kendilik algısına uymayan değerlendirmelerin yapılması çocukta kızgınlığa sebep olur. Çocuklar bu iletileri anne babanın kendilerini yönlendirme ve isteğini yaptırma girişimi için kurnazlık olarak yorumlarlar. “Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?” gibi düşünebilirler. Ayrıca övgü başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğu utandırabilir ya da aşırı övgü sonucunda çocuk buna alışır ve övülmeye gereksinim duymaya başlar.

Ad takmak, alay etmek

“Koca bebek….”, “Hadi bakalım Süpermen”, “Geri zekalı”, “Hadi sende sulu göz”, gibi cümleler kurmak çocuğun gelişiminde değerli hissetmesine yol açmaz. Sevilmediği kanısının oluşmasına yol açabilir, kendilik gelişiminde olumsuz etkileri olabilir. “Aşkım, Sevgilim” gibi sevgiliye söylenecek sözlerin söylenmesi anne ya da babayla ilişkisinin sınırlarını belirlemesinde, cinsel normlarının oluşumunda sıkıntılar yaşamasına neden olabilir.

Sürekli Soru Sormak, Sınamak, Sorgulamak:

“Neden?….Kim?…..Sen ne yaptın?……Nasıl?…..”

 Soruları cevaplama genellikle eleştiri veya zorunlu çözüm getirdiğinden çocuklar genellikle hayır demeye, yarı doğru cevap vermeye, kaçmaya yönelir veya yalan söyler

 Sorular genellikle soru soranın nereye varmak istediğini açıklamadığından, çocuk korku ve endişeye kapılabilir

 Ailenin endişelerinden doğan sorulara cevap vermeye çalışan çocuk kendi sorununu, gözden kaçırabilir.

 Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur.

 ÖNERİLER

  • Çocuğunuza zaman ayırın. Çocuğunuzla geçmiş zaman asla boşa geçmiş zaman değildir.
  • Çocuğu sevmek, ona bolca ve pahalı oyuncak almak değil onunla ortak faaliyetleri paylaşmak, ona zaman ayırmak, onunla oyun oynamaktır. Çocuğu sevmek sözle sevgiyi ifade etmenin ötesinde, eylemle bu duyguyu ona yaşatmaktır.
  • Çocuğunuzla birlikte olduğunuz zaman tüm dikkatinizi ona yoğunlaştırın. Bu nedenle de, başka bir işle meşgulken değil, kendinizi rahat hissettiğinizde çocuğunuzla ilgilenerek, anne ya da baba olmanın keyfini çıkarın.
  • Aşağılamak, suçlamak, çocuk adına karar vermek yerine, çocuğu dinleyin.
  • Dinlendiğini düşünen çocuk kabul edildiğini, dolayısıyla sevildiğini düşünen çocuktur.
  • Göz kontağı kurarak, gülümseyerek kabul belirtisini beden diliyle pekiştirin. Böylelikle çocuk “kişiliğine saygı duyulduğunu” düşünerek iletişimini sürdürür.
  • Anne ve babasının kendisini dinlediğini gören çocuk duygularını ifade etme olanağı bulur. Aldığı tepkilerle “anlaşıldım” duygusunu yaşar. Böylelikle rahatlar.
  • Çocuğunuza karşı davranışlarınızda tutarlı olun. Kendi içinizde çelişkili davranışlarda bulunmanız ya da anne ve babanın birbiriyle çelişen biçimde davranması, çocuğu “doğruyu bulma” konusunda zorlar.
  • Çocuğunuzu başka çocuklarla karşılaştırmayın. Çocuk, anne babası tarafından önemsenmek, değerli bir insan olarak kabul edilmek ihtiyacındadır. Onun diğer çocuklarla karşılaştırılması, kendini değerli bir insan olarak görmesini engeller. Çocuğun kendine özgü, bağımsız bir birey olarak kabul edilmesi, ruh sağlığının temelini oluşturur.
More

Çocuğunuzun Okul Başarısını Arttırmak için Öneriler

SORUMLULUK DUYGUSUNU ARTTIRMAYA ÇALIŞIN

YAŞINA UYGUN YAPABİLECEĞİ GÖREVLER VERİN

BAŞARILI OLMUŞ KİŞİLERİ ONA SEVDİRİN VE ÖRNEK GÖSTERİN

KENDİNE GÜVENMESİNİ SAĞLAYIN

 OKUL ARKADAŞLARI İLE İYİ İLİŞKİLER KURMASINI SAĞLAYIN

ONDAN YAPAMAYACAĞI ŞEYLERİ İSTEMEYİN

ONA YAŞINDAN VE OLDUĞUNDAN DAHA KÜÇÜKMÜŞ GİBİ DAVRANMAYIN

ONUN İLE BİRLİKTE VAKİT GEÇİRİN , KENDİNİ İFADE ETMESİNİ SAĞLAYIN

UYGUN OLMAYAN ARKADAŞLARINI ONUNLA KONUŞUN

 DERS İÇİN YETERLİ VAKİT AYIRMASINDA ONA YARDIMCI OLUN

ONUN OKUL BAŞARILARINI UYGUN BİR ŞEKİLDE ÖDÜLLENDİRİN

 ONA HER ZAMAN CESARET VERİN , DESTEKLEYİN

BAŞARISIZLIKLARI İÇİN KONUŞUN , ONU BAŞARIYA MOTİVE EDİN

ÖĞRETMENİ İLE ONUN HAKKINDA SIK SIK İLETİŞİME GİRİN

 ÖĞRETMENİNİN ONUN HAKKINDAKİ ÖNERİLERİNİ DİKKATE ALIN

 HAYATTA DÜZENLİ VE PROGRAMLI OLMASINA YARDIMCI OLUN

ONUN STRES FAKTÖRLERİNİ HESABA KATIN , PSİKOLOJİK DURUMUNA DİKKAT EDİN

AİLE İÇİ HUZURU VE SEVGİ ORTAMINI ONUN İÇİN HAZIRLAYIN

ANNE VE BABA BİRLİKTE DERSLERİ KONUSUNDA DESTEK OLUN

DERS ÇALIŞMA HARİCİ ZAMANLARDA DİNLENMESİNİ SAĞLAYIN

ONU OKUMAYA TEŞVİK EDİN, OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANMASINA YARDIMCI OLUN

ONA UYGUN DİKKATİNİ DAĞITMAYACAK BİR DERS ÇALIŞMA ORTAMI HAZIRLAYIN

DİKKATİNİ DEVAM ETTİRME KONUSUNDA EKSİKLİĞİ OLUP OLMADIĞINI KONTROL EDİN

ONUN KAPASİTESİNDEN DAHA FAZLA BEKLENTİLERE GİRMEYİN

OKULU SIRADAN BAHANELERLE AKSATMASINA İZİN VERMEYİN , BU DURUMU DENETLEYİN

DERSLERİNE ENGEL OLABİLECEK İSTEKLERİNİ UYGUN BİR ŞEKİLDE SINIRLAYIN

ONU DERS VE SINAVLAR KONUSUNDA PANİĞE SEVK ETMEYİN

HER GÜN DÜZENLİ DERS ÇALIŞMASINI SAĞLAYIN

 DÜZENLİ ÖĞÜNLER ,GIDA ALIMI VE ÇEŞİTLİLİĞİNİ SAĞLAMAYA ÇALIŞIN

ONUN KABİLİYETLERİNİ YÖNLENDİRİN VE GELİŞMESİNİ SAĞLAYIN

ONUNLA MÜMKÜN OLDUĞU KADAR NİTELİKLİ ZAMAN GEÇİRİN 

UYKU DÜZENİNİN BOZULMAMASINI SAĞLAYIN 

 HAFTA SONLARI VE YAZ TATİLLERİNDE YETERİNCE DİNLENMESİNİ SAĞLAYIN 

OKULDA YOLUNDA GİTMEYEN ŞEYLERE KARŞI UYANIK OLUN

YAŞITLARI VE BAŞKALARI İLE ONU KIYASLAMAYIN 

ONUN İLE OKUL VE DERSLER HAKKINDA BELLİ ARALARDA DURUM DEĞERLENDİRMESİ YAPIN 

ONU ARKADAŞLARI İLE REKABETE SÜRÜKLEMEYİN 

ÇOK AŞIRI DERS ÇALIŞMASINI SINIRLAYIN 

ONUN HOBİLERİNİ ARTIRIN , DERS DIŞINDA HOBİLERİ İLE İLGİLENMESİNİ SAĞLAYIN 

ONUN HER ZAMAN İÇİN YANINDA OLDUĞUNUZU DEVAMLI HİSSETTİRİN 

KÜÇÜK PROBLEMLER BÜYÜMEDEN ZAMANINDA MÜDAHALE EDİN 

DERS ÇALIŞIRKEN BELLİ ARALARLA DİNLENMESİNİ SAĞLAYIN

DEFTER VE KİTAPLARINI DÜZENLİ VE TEMİZ KULLANMASINI SAĞLAYIN 

ONUN ZİHİNSEL YETENEĞİNİN EZBER VE TAKLİTE GÖRE DEĞİL , MANTIK VE ÜRETKENLİĞE DAYALI OLMASI KONUSUNDA YÖNLENDİRİN

BAZI DERSLERDE BİRLİKTE ÇALIŞARAK ONA DESTEK OLUN 

ÇOCUĞUNUZUN GÖRME VE İŞİTME PROBLEMİ OLUP OLMADIĞINI DEĞERLENDİRİN 

BEKLENENİN ÇOK ALTINDA BAŞARI DURUMUNDA ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE DİKKAT EDİN 

SPORTİF FAALİYETLER İLE DERS DIŞI DİNLENMESİNİ SAĞLAYIN 

OKUL İÇİ SOSYAL ETKİNLİKLERDE ONU CESARETLENDİRİN 

AİLEYİ ETKİLEYEN STRES ETKENLERİNİN OKUL BAŞARISINI DÜŞÜRECEĞİNİ UNUTMAYIN 

ANNE VE BABANIN YALNIZ BİRİNİN OKUL KONUSUNDA DESTEĞİNİN TAM OLARAK YETERLİ GELMEYECEĞİNİ , HER İKİ EBEVEYNİN BİRLİKTE GEREKEN ÖNEMİ VERMESİ GEREKTİĞİNİ UNUTMAYIN

More

Çocuğum Neden İçe Kapanık ?

Her çocuk farklı kişilikle doğar ve zihinsel gelişimini zaman içerisinde tamamlar. Çocukta, kişilik gelişiminin belirgin olarak başladığı 2 yaşından itibaren farklı davranışlar göstermesi oldukça doğaldır. Çocuk, devamlı psikososyal bir gelişim gösterir. Normal sosyal gelişim içerisinde başta aile üyeleri olmak üzere diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim önemlidir.

Bu normal gelişim için kaçınılmaz bir durumdur. Bazı çocuklar gerek kişilik özellikleri gerekse ikincil olarak etki eden faktörler sonucunda içe dönük, sosyal ortamlara ve alışılmadık mekanlara kolay adapte olamayan, genelde duygusal paylaşıma girmeyen, yabancı insanlardan tedirgin olan bir yapıda olabilirler. Bazı çocuklar, hareket ve davranışları ile etrafa neşe saçıp, kendinden emin davranışlar sergilerken, bazıları aile, arkadaş ve çevre ile ilişki kurmada zorluk çekebilirler.

İçe kapanık çocuklara ailenin yaklaşımı çok önemlidir. Öncelikle aileler bu durumun nedenlerini araştırmalıdır. Her bireyin başarılı olduğu alanlar vardır. Özellikle içe kapanık çocuğun bu yönü keşfedilmeli ve bu alana teşvik edilmeli, sevgiyle ödüllendirilmelidir. Çocuğun başarıları ve olumlu davranışlarının, sadece aile içinde değil, aile dışında da kendisinin duyacağı şekilde anlatılması ve övülmesi kendine olan güvenin artmasına yardımcı olacaktır.

Aile, çocuğa güvendiğini, ona değer verdiğini hem sözel hem de davranışsal olarak ifade etmelidir. Olumsuzlukları kesinlikle başkaları ile kıyaslanmamalıdır. Hangi yaşta olursa olsun, çocuğa sevginin, göz teması ya da dokunarak gösterilmesi gerekir. Evde ve diğer ortamlarda yalnız kalma süresi en aza indirilmelidir. Özellikle grup halinde yapılan folklor, koro, sportif faaliyetler veya yaşıtlarıyla periyodik görüşme etkinliklerine teşvik edilmelidir.

Böyle bir durumla karşı karşıya olan anne babalara;

  • Çocuğa sık sık söz hakkı tanımaları,
  • Hemen her konuda onun kendisini ve duygularını ifade etmesini sağlamaları,
  • Ona sık sık ne hissettiğini ve düşündüğünü sormaları,
  • Çocuğun kendisine değer vermeleri, konuştuğu zaman dinlemeleri,
  • Sık sık sosyal ortamlarla irtibatını sağlamaları,
  • Onu olduğu gibi kabul ederek sevgilerini sık sık belli etmeleri,
  • Çocuğun her şeyine müdahale etmeden ve çok müdahaleci olmadan onun kendini ortaya koymasını sağlamaları

önerilir.

 Devam eden durumlarda bazı psikiyatrik tablolardan söz edilebilir. Bu durumun tedavisi gerekir. Özellikle okul çağı ile beraber sosyal ilişkilerde problem olmaması için durumun çözümlenmeye çalışılması önem kazanır.

More

Çocuğun Eğitiminde Ödül Ve Ceza

Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek, onları hayata en iyi şekilde hazırlamak bütün anne babaların temek hedeflerindendir. Anne babanın her davranışının, yorumunun çocuğun üzerinde etkisi vardır. Anne baba ve çocuk arasındaki iletişim yaşam boyu devam eder ve çocuğun bütün hayatını etkiler.

Çocuklar hatalı veya yanlış bir şey yaptığında anne babanın tepkisiz kalması, o yanlışın devam etmesine yol açar. Bazen de verilen aşırı tepki çocuktaki sıkıntıyı arttırır ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına neden olur. Çocukların zamanında müdahale edilmeyen hataları devam edebilir veya şekil değiştirebilir. Müdahale yapıldığında, zamanında ve uygun şekilde yapılmalıdır. Aksi takdirde çocuğun kişilik ve sosyal gelişiminde ciddi etkiler bırakabilir.

Ceza, kurallara uyulmadığında ödenen bedeldir, istenmeyen davranışın ortadan kalkmasını sağlar. Cezada amaç, çocuğun yaptığı hatanın farkında olmasını sağlamaktır. Bunun en iyi şekilde sağlanması için, cezanın yapılan davranışa uygun olması gerekir. Örneğin, bir çocuğun odasını toplamaması sebebiyle, uzun süredir hazırlandığı tiyatro gösterisine çıkmasını yasaklamak kesinlikle yanlıştır. Tiyatro gösterisine oynamanın oda toplamayla bir ilgisi olmadığı gibi, uzun süredir heyecanla beklediği önemli bir olaydan yoksun bırakılmasına sebep olacak nitelikte bir suç değildir. Bu durumda yapılacak en önemli şey, çocukla birlikte gidip eşyalarını toplamasını sağlamaktır. Kural koyan kişinin dikkat etmesi gereken bir diğer nokta ise, cezanın uygulanabilir olmasıdır. Bazen de ceza tehditleri sadece sözde kalır. Bu durumda çocuk otoritenin zayıfladığını düşünür.

Ödül ise istenilen davranışın ortaya çıkma olasılığını arttıran bir yöntemdir. Ödülde amaç, çocukta kazandırılmak istenen davranışı pekiştirmek ve yerleşmesini sağlamak için motive etmektir. Ödül dendiğinde ilk akla gelen maddi ödüllerdir; oyuncaklar, yeni giysiler, şeker, çikolata gibi.. Oysa çocuğun anne babadan alacağı onay, anne babanın keyifle, gururla gülümseyişi, öpmesi, sarılması gibi manevi ödüller çok daha etkilidir. Çünkü çocuklar bu yolla, kendilerini, kapasitelerini fark ederler. Aynı zamanda özgüvenleri gelişir.

Ödülün motivasyonu arttırıcı etkisi her yaş döneminde geçerlidir. Ancak özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-10 yaş) daha da etkilidir.  Çocuğun öğrenmesi gereken birçok yeni davranış şekli vardır dolayısıyla bu dönemde anne babaların daha sistematik olması gerekir. Her anne baba çocuğu için iyi bir gözlemci olarak, onun üzerinde etkili olan manevi ödülü belirlemelidir. Yapılması gereken sonraki adım, çocuktan beklenen davranışın çok net olarak açıklanması ve takip edilmesidir. Örneğin, oyuncaklarını toplama davranışı kazandırılmak istenen bir çocuğa önce, “Odandaki oyuncaklardan sen sorumlusun, oyunun bittiğinde oyuncaklarını toplamalısın” şeklinde beklenti açıklanır. Davranışın gerçekleşmesi halinde uygulanacak ödüle birlikte karar verilir. (birlikte bir film izlemek, çok keyif aldığı bir oyunu oynamak, sevdiği bir masal kitabını okumak vb.) Zaman zaman beklenti çocuğa hatırlatılır. Motivasyonu arttırmak amacıyla manevi ödüller de kullanılmalıdır. Ödül, davranışın hemen ardından verilmelidir.

Ödül ve cezanın aşırı ve yanlış kullanımı, çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminde, ileriki yaşamına yönelik bazı olumsuz etkiler bırakır. Örneğin, çok fazla ve gereksiz ödüllendirilen ya da cezalandırılan çocuk, kendi sınırlarını fark etmede güçlük çekecek, güvensiz, öfkeli, doyumsuz ve mutsuz olacaktır.

 

Ödül ve ceza davranış geliştirmek için kullanılabilecek yöntemlerden yalnızca biridir, tek yöntem olmamalıdır. Öncelikle çocukla etkili bir iletişim kurulmalıdır.

Ödül ve ceza çocuğun yaşına ve beklenen davranışa uygun olmalıdır. Verilecek ceza belirlenirken göz önünde bulundurulması gereken şey, çocuğu küçük düşürmemek ve gülünç duruma sokmamaktır.

Her aile ödül ve ceza kriterlerini, aile yapıları ve çocuklarının özellikleri göz önünde bulundurarak belirlemelidir.

Maddi ödüller beklenen davranışın ortaya çıkışını ilk etapta hızlandırır ancak manevi ödüller davranışın kalıcılığını sağlar. Maddi ödüller “davranışın karşılığı alınmalıdır” gibi bir izlenim oluşturabilir. Ödül ortadan kalktığında davranışta ortadan kalkabilir. Bu nedenle maddi ödüller yerine, çoğunlukla manevi ödül kullanılmalıdır.

More